CARPE DİEM!

YUVA - 30/9/2007 - 22:57

YUVA
 
İşte öyle bir şey...
Bana bir kaç parça kağıt versene, kağıttan evimi bitireceğim.
Sonra o evi sana gösterip;
onun içinde yanarak tükeneceğim.
Yok hayır sen beni yanlış anladın
Suçlusun demiyorum…
Sadece göstereceğim,
Hayır hayır o kendiliğinden olacak
senden kaynaklı
doğal afetler saracak peşimi…
Sen hiç bir şey yapmayacaksın
yani bilerek veya isteyerek yapmayacaksın
en adi duruşun bile bir şeyler yaptıracak ama sen yapmayacaksın.
Kendin olabileceksin kimi zaman, taklit edeceksin ara sıra
ama hiç yol vermeyeceksin kendini bulmak isteyenlere
kıracaksın, parçalayacaksın
Haberim yok diyip alıp başını gideceksin.
Belki de gitmeyeceksin
yok hayır kalsan da hiç bir şeyi değiştirmeyeceksin
ben kendime geleceğim sen çürüteceksin.
İyisi mi sen bana birkaç parça kağıt ver
senin yüzünden yanan evimi tekrar bitireceğim
yok hayır bak yine yanlış anladın
seni suçlamıyorum
haberin yok yine eskisi gibi
ah şu suçsuz sebepler diyip geçiştireceğim.
kendime geldim
ev yine bitti
bakıp tekrar yakabilirsin.
Kolay gelsin…
 
Erhan ÜNAL                        

Bu yazı hakkında (yok) yoRum vaR                               Benim de yazacakLaRım vaR !


TESLİMİYET... - 30/9/2007 - 22:56

TESLİMİYET...
 
 
Unutmak... Kimi ne kadar büyük bir dert olarak görüyor. Oysa ki unutarak geçmişini temize çeken ne kadar çok insan war bir bilsen. Bir nefesi, bir gülüşü, bir hece ya da cümleyi unutarak geçmişe gömen ne çok insan war.
 
O kadar çok şey war ki unutup gittiğimiz. Unutturulduğumuz, hatırlamak isterken delice...Ortak paydalardaki insanlar bir bir yiterken ne çok şey war tekrar anımsamak istediğimiz. Kimsenin silemeyeceğine inandırıp kendimizi de en çabuk kendimizin ihanet ettiği ne çok anı war!!! Gitmek aslında kolayken kinler büyütüpte içimizde gidenlere "ah" ettik. Aslında çok sebep wardı isyanlara ama kim haykırabildi  "Gitme..." diye, okadar göndermek isterken. Şimdi dönüp bakınca söylesene kaç imza war geçmişinden hala silemediğin, silinmesin diye açıpta resmine bakmadığın, çıkarıpta saçlarını koklamadığın, düşünüpte unutmaya çalıştığın...
 
Kimi ne kadar tutabilirsin bir yolun başında, o uçurumlara seni terkederken. Aslında ne giden yolu bilir ne de bıraktığına coğrafyayı. Hepsi söz werir ama aslında insan ne kadar dahil eder kendine bu sözleri? Döner mi, gidebilir misin, duyucak mısın bu wuslata dair sözleri? Ne kadar dahilsin gidene, giden senide katıp mı gider sılaya? O sen giderken nerde, aslında sen dimdik ayakta durabiliyorken nerde? İnsan neden hep gideni özler? Sadece özlem mi tutabiliyor ayakta bazı şeyleri, sen kendini yıkarken...
 
Yok! söylediği gibi bir şairin; yok karşılığı yüzünün! Giden gidiyor zaten we sen kendini awutabiliyorsun sadece yaşanmışlıklarla bir yere kadar...Hep özleyerek, anarak, onu anımsayarak sanki bir gün dönecekmiş gibi, gidipte dönmeyeni beklerken. Bu aslında seni ayakta tutan, kendini awuttuğun " belki bir gün ihtimali" işte seni dünden bugüne taşıyan.
 
Sana ulaşabilmek ya da dokunabilmek warken kendine setler koymak, bilirken aslında asla senin olmayacağını... Sadece umarak we hissederek düşünmek yarını, ne ne kadar acı werdiğini anlarsın ne de ne kadar umutsuzluğunu. Sadece düşünür we hayal edersin bir sadece we sadece senin olabileceğini değişmeyenlerin yanında...
 
Sen ki kimine yokmuşsun gibi dawranıp, kimine warlığını tereddüt ettirirken, kendini yakan... Sadece kendi canın yanarken warolan, yaktığın canlarla ayakta kalmaya çalışan. En büyük çelişkin bu! Ne kadar ulaşamaz ama içinde hissedersen o kadar yanında tutmaya çalışıpta uzaklaştırdığın insanlara tutkunsun! We sen sadece kendi tutkuna tutkunsun, ne kadar bencil olduğunu inkar etsende sırf bu yüzden mutlu olamıyorsun, sadece kendi kendini inkar ediyorsun bunca zamandır. Sana seni wericek olan insanları iterek, kendine kendini yakın tutmaya çalışıyorsun. Ama bilmiyorsun ki sen kendini unuttuğun zamanlarda dokunabiliyor insanlar sadece sana. İşte ozaman indiriyorsun kalkanlarını we o çocuk çıkıyor dışarıya; dokunulmaya sewilmeye, okşanmaya hasret. Bir elin dokunuşuna günler harcayan çocuk. Aslında o sewgiye yıllarını werebilecek yürek ozaman çıkıyor. Ama sen öyle bir saklıyorsunki ne gitmek istediğin yer ne de olmak istediğin insan kapatabiliyor bu cüsseyi sen küçülürken. Bilmiyor
 sunki küçülmek görüntüyle değil yürekle olur. Ne sen küçültebiliyorsun o yüreği ne de sana bakan cüsseyi. bir çelişki daha başlıyor; ne bunca zamandır yaptığını yapıp başkası olabiliyorsun ne de bir yerlerde unuttuğunu sandığın kendin. Senin asıl sawaşın en büyük düşmanın olan kendinle... Ne başkası sanıp kandırabiliyorsun kendini ne de yalanlarına inandırabiliyorsun olmasanda olurlarla. Dokundumu işte birkere kandıramıyorsun kendini sonsuz yüzün warken aynalarda... O aynalara değil sana bakıyor ,gördüğüne tutunup sarılıyor onca yaraya rağmen umutla. Senki bunca zaman sonra umuda hala "hayır" diyemediğin için açtığında aynanı nasılda yakar canını o cam kırıkları. O aslında sadece kendi görüntüsünde yaralarını sarmaya çalışırken, sen onu "war" zannederken ozmandır en çok kendi canını yaktığın, nehrine kapılmışken tutunabileceğin sandığın, sadece tebessümünün yankısı olan ses...Yoksun, ne sen warsın ne aynadaki aksin ne de onun coşan yansıması aynalara rağmen hiçbiri yok sen k
 endini war olduğunun dışında tutanadeğin ne de o war olduğunun aksini kanıtlayıncaya kadar. Ne mawi war ne ayna ne de yansıma ... Yok!
 
Oysa ne çok sewmek isterdim seni. Ne ben ne de geçmişin warolmamış gibi umarsız we tutkuyla. Yokmuş, olmamış, hiç yaşamayacakmışız gibi delicesine sewmek isterdim seni. Kimsesiz, anısız, ansız, ilksin gibi, teksin gibi ne çok sewmek isterdim seni olamayacağını bilerek sen benden öte duwarlar gibi karşımda dururken. Ne geçmişini sorguladım ne de kendi geçmişimi serdim adım adım yor diye. Seninleyken warsın dedim we sildim hepsini belkide "sonuncum" ol bile diyemezken istediğim sadece benim olmandı. Belki bir ara bir mola ama bana ait; yaşarken, uyurken, öperken, giderken bile...Sen kendinden gidemedin ki benim olabilesin! Sawaş werdiğim şeyin aslında hiçbir zaman bana ait olamayacağını anladığımda da bıraktım, Bıraktım ki bul kendini, istediğini. Neysen o ol, madem benim olamıyorsun, olamayacaksın git ozaman. Ne beni eksilt ne de zamanı... Sen ki bana ait olamayan ama alt üst etmeyi başaran bir yaşamsın, çık git ozaman benden we hiç kimseye olamasan bile sadece kendine ait ol.
  Eminim bu da yeter bana; benim olamayan bari sadece kendini bulabilsin.
 
Dinlediğimiz şarkıları, konuşupta gözüme mühürlediğin kelimeleri bir gün gelir silerim. Duyupta içim yanar, söylerken sadece sen geçersin içimden ama öyle kolay gidiyorsun ki bu yürekten sana kal demeye utanıyorum. İşte böyle zamanlarda diyorum ki gitmelisin gerçekten, ne sen bensin ne de ben sen. Ne ben senin hayatında war olabilirim ne de sen benim doğrularımda.
Olamazsın, kalbim sana meyilliyken ne mantığım ne de duygularım kabul etmiyorken seni olamazsın. O gece ki gibi...Bir kaç dal tutarken beni o kıyıya, en azından bunları kırıpta sana tutunmayı göze alamam. Çünkü benim dallarım daha kuwwetli daha dürüst daha gerçek. Ben tutunurken pişman olmuyorum. Ne zaman akıp gidiyorum ozman ben diğilim işte ; haykırışlarım, isyanlarım, karşı olduklarım çıkmış yola tutmaya çalışıyor beni. Bana ne bu yükü yükle ne de kendini birgün bırakırım diye o hammalın yerine koy. Ne ben ezdiririm kendimi yüke ne de sen taşırsın bu yükü dewrederim diye. Ne sen benim olabilirsin sadece o kimsenin bilemeyeceği sen ne de ben kendimi teslim ederim sana o benden başka kimsenin bilemeyeceği ben...
 
 
Erhan ÜNAL                        

Bu yazı hakkında (yok) yoRum vaR                               Benim de yazacakLaRım vaR !


HOŞGELDİM - 30/9/2007 - 22:55

HOŞGELDİM
 
Canım yanmıyor
Hiç bir yerimde acı yok
Gözlerim dolup taşmıyor
Nefesim normal…
Sadece ağzımda acı bi tat war o kadar

Düşündüğüm kadar sancılı olmadı
Yakıp yıkmak gelmiyor içimden hiçbirşeyi
Yada deliler gibi sarhoş olmak gibi bi ihtiyacımda yok
Sadece biraz kırgın bir huzur war okadar

Kalbim sancımıyor
Ciğerlerimde de yanma yok
Dişlerimide sıkmama gerek yok
Sadece midem biraz kıwranıyor okadar

Burnum akmıyor
Boğazımda düğümlenen yutkunmamı konuşmamı engelleyen bir yumru yok
Başımıda wurmak gelmiyor duwarlara
Sadece ellerim biraz üşüyor okadar

İsyan yok aklımda
Nefret yada kin yok içimde
Pişmanlık ihtimali hiç mi hiç yok yüreğimde
Sadece biraz durgunluk war gözlerimde

Alıp başımı gitmek istemiyorum mesela
Yalnız kalıp kalmamak umurumda değil
Yaşanmışlıklarla acı çekmeyede çalışmıyorum
Sadece buruk bir tebessüm war dudaklarımda

Geçen saatler anlamsız gelmiyor
Yarın için umutsuzluğum yok
Akansuya karışıp bırakmakta yok aklımda hiçbirşeyi
Sadece unutulmuş bir dersin ezberi war

Duwarda örmüyorum ilginç
Yada yeni yasaklar eklemiyorum kendime
Anlamsız gelmiyor düşündüklerim
Sadece olduğu gibi kabullenmenin huysuzluğu war

Acı bir tat
Kırgın bir huzur
Biraz mide sancısı
Üşüyen eller
Durgun bakışlar
Buruk bir tebessüm
Tekrar edilen dersler

Eh birazda huysuzlukla bugüne kadarki en kanlı sawaşımı kaybettim.
Ama geride bıraktığım hiç yaralım yok meydanda
Meğer ben çoktan gitmişim senden ardımda we içimde birşey bırakmamak için çabalıyormuşum ama farkedememişim bu sabaha kadar
Biraz eksik biraz deforme olmuş illaki iyileşecek olan sawaş gazisi yerlerimle geri döndüm kalbime
Hoşgeldim tekrar kendi dünyama!
 
Erhan ÜNAL                        

Bu yazı hakkında (yok) yoRum vaR                               Benim de yazacakLaRım vaR !


BU SADECE BENİM YAZIM... (sana) - 30/9/2007 - 22:42

BU SADECE BENİM YAZIM... (sana) 
 
Demek bukadar basitmiş, dediğin gibi bu kadar kolaymış senin için hiç yaşanmamış saymak herşeyi...
Keşke benim içinde böyle olsaydı,hiç olmamış gibi dawranabilseydim we arkama bile bakmadan dewam edebilseydim yoluma. Ama yapamıyorum, gözümü kapatınca sen beliriyorsun. Uyku desem;sen işkence desen, uyumuyorum seni yaşıyorum ordada sadece kendimce. Ciğerlerimle ne alıp weremediğin war onuda bilmiyorum, olmadığından beri nefesimde zorlaştı girmiyo ciğerlerime sawaşıyo benimle aynı senin gibi...
Beni sildiğini biliyorum hayatından, kalbinden, rüyalarından, gerçeklerinden... ama bilmediğim birşey war nekadar gerçektim senin için? Ne kadar wardım? Ben inanmıyorum war olduğuma senin için, başkaları gerçektin derken. Sen bütün ipuçlarını bir bir silerken nasıl inanıyım ki gerçek olduğuma? Yoktum aslında olmadımda hiçbirzaman, ben bunu yaşadım, biraz olsun gerçekliğimin farkında olsam gidemezdim zaten...
Ama gittim we gerçekten olmadım demek ki hiçbir zaman. Artık sana suç bulmuyorum! Ben yaptım herşeyi biliyorum we kabul ediyorum. Kendim, ben!!! Bütün bu işkencenin sebebi, acının we pişmanlığın abidesi benim. Ben yaptım, ben izin werdim. Seninde istediğin buydu, orda biryerlerde daima kalabilmek,senin başkalarında kalamadığın gibi, bunun acısını son nokta koymadan birilerinde bırakabilmek...çok güzel oldu, baya iyi başardın bunu, herkes ayakta alkışladı, benim gibi birinde böyle bir ünlem bırakabildiğin için!
Sadece farkında diğilsin ki bundan sonra benim neler yaşıyacağımın. Bende nasıl bir duwar ördüğünün we enkazlarının ne olabileceğinin. Olsun madem için rahat we sen böyle mutlusun buda böyle olsun diyorum. Ben kolay kolay duwar örmem ama sen bana bunu yaptırabildin ya ne o duwarı yıkman için sana gelirim ne de başkasına izin weririm tuğla koymaları için. Dedim ya olsun buda böyle olsun, bir duwar da benden başka biri için içimde olsun, o duwarı korıyım, ellemesin hiç kimse. Dedim ya olsun yine ben izin wermiş olayım, acımın,kinimin, bu canın yanmasının sorumlusu yine ben olayım o yüzden seni suçlamak günah olsun, senin yerinede ben yanayım olsun...demek ki geçmişe bakmanında zamanı gelmiş;
Anlaşılan ben unutmuşum insanlara çektirdiğim acıları, üzüntüyü, pişmanlığı. We bunun ahını çekiyorum günbegün. Şimdi anliyorum ki yazık etmişim onlara, özelliklede bitanesine! Geçer dedim, unutursun dedim, boşwer dedim... ama olmuyormuş yalanmış söylenenler acısını birtek yaşayan bilirmiş we ben bunun başrolündeymişim, seyirciyim zannederken. Bu daha da kötüymüş. Ama anladım, ne yazıkki yaşayarak anladım! Senden canımın içi sadece senden dileyebilirim bu özrü oda affetme lütfunda bulunursan tawşanım. Sen aslında kimsenin kolay kolay yapamayacağı birşey yapıp beni hala bağrına basmışsın bense kendimi nimetten sayıp senin canını yakmışım. Affet!!! Bu tekrar olsun ya da bana dön diye diğil sadece farkında olduğumu bil diye. Biliyorum ki biz çok şeyi kaybettik benim yüzümden, belki geri alabilirdik ama onuda yıktım. Demek ki yapmam lazımdı artık anca böyle awutuyorum kendimi sende affet beni ne olur, hiç bu kadar dürüst olmadım kendime affet!
Geçmişi bir şekilde awutmaya çalışıpta önüme baktığımdaysa sadece gölgeler görüyorum, benim sandığım, aitim sandığım ama yalan olan...
Baştada dediğim gibi basitmiş, sadece basit... kolaymış bunları yaşamak, yaşatmak, biraz kanmak yeterliymiş we hepsi buymuş...bende kendimi kandırmışım! Olsun, uzun zamandan sonra dedim ki warım, ben warım...yokmuşum, olmamalıymışım, olmasaymışım keşke...
Olmasaymışım keşke ne senin için yeşil eriğim ne de kendime olmasaymışım...dediğin gibi bir dal sandım seni o akan nehirde tutunmaya çalıştım kırık dökük uzantılarından, ne kadar tuttular beni bilinmez, debelendim durdum işte ama yapamadım, olduğuyla awunamıycak kadar sewdim we sırf bu yüzden wzgeçtim, tutmadın tutamadın bende gittim işte hepsi bu kadar. Senin yazıcak yeni bir öykün olsaydı ya da beni bu yanlış öyküden çekip baştan yazabilseydin belki, herşey için belki diyorum...
Sen susarken hep birşeyler biriktirdim içimde kendime inat, dedim ki; sus, ne yeri ne zamanı. Ama hiç söyleyemedim sana biriktirdiklerimi. O içimdeki kuyuda üst üste geldikçe geldi we hep sonra dedim. Ne zamanını biliyordum ne de söylemeli miyim bunu biliyordum? Dedim ya hep sonra... aslında yoktu sonrası, sadece o an wardı ama ne sen ne de ben bilemedik o anın kıymetini. Sonra dedik, dedim... artık sonra demiyorum, şimdi de demiyorum. Kimbilir sen ne diyorsun? Ya da herhangi birşey diyebiliyor musun? Söylesen neler söylerdin acaba? Bir heykel, bir şarkı, bir roman, bir yazı... ne hatırlatıcak beni sana? Ne zaman farkına warıcaksın ne kaybettiğinin, farkına warıcak mısın ne kaybettiğinin? Neyse...
Hep bana ilk olduğumu söyledin, sadece bana yaptığını söylediğin şeyler wardı. Ne kadarı gerçek ne kadarı yalan bilmiyorum ama inandım. İnanmak istediğim başka şeylerde wardı, mesela “seni sewiyorum” dediğimde bunu söyleyen ilk sensin demene inanmalıydım, ya da sen, “bunu ilk defa söylüyorum” dediğinde inanmalıydım ki daha gerçekçi bir masal olsun... ama inanamadım, inandıramadın. Belki doğru belki de yalandı ben bunu sorgulamadım, inanmalı mıyım yoksa inanmamalı mıyım bunu düşündüm sadece we inanamadım! Bana öğretilen masallarda sadece pembe yalanlar wardı we sonu mutlu bitiyordu. Benim yaşadığımda ise sadece bir wardın bir yoktun, gerisi yalan...
Bilmemki bu yazıyı okurken ne kadar üstüne alınıcaksın ya da ne kadar böbürleniceksin, “ewet bu benim” diye, sadece bilmeni istedim hepsi bu, çok kısa da olsa wardın, warlığın çok şey ifade etti, yokluğunda öyle we sen nekadar bunun farkındasın bilinmez ama ben biliyorum. Korkma yalwarıcakta diğilim sadece bil istedim. Bugüne kadar gitmedim kimsenin ayağına bu saatten sonrada gitmem senin gibi zoru sewerim ama kendimi inkar etmeden. Ben sırf bu yüzden itiraf edebiliyorum seni sewdim, başka hiçbirşey beklemedim sadece sewdim bu yüzden benim wicdanım rahat sadece bunu kabullenemediğin için sen acı çek belki bir gün anlarsın kimbilir, belki de oynadığın oyunlar gerçekten başkalarınında canını yakabiliyormuş anlarsın, yaptıklarından sadece sen sorumlu diğilmişsin bunun faturasını başkalarıda ödeyebiliyormuş.Yani kısaca bende kalıcağına senin içinde kalsın...
Bu sana yazdığım yazılardan sadece birtanesi. Demiştik ya birgün “bu aralar nasıl yazasım war” diye. Bu sadece sonuncusu. Neden burda, okur musun? Bilmiyorum!Sana göndermiyorum da sadece umuyorum önceden yaptığım gibi, biliyorumki okusanda yine hiç birşey söylemiceksin aynı senden giderken yazdığımda sadece elweda dediğin gibi. Ozamanda dedim sen böyle mutlu oluyorsun, yaranı kendin deşmen lazım, sen zoru sewersin! Belki anlatabilmişimdir, belki seninde dokunduğun gibi bir yerlere dokunabilmişimdir iz bırakamadan...
                    

Bu yazı hakkında (yok) yoRum vaR                               Benim de yazacakLaRım vaR !


ÖZLEDİĞİM..! - 30/9/2007 - 22:32

Özlediğim bir sen varsın bir de o saf çocukluğum,

Bana kalsa büyümezdim belki,

Ondandır burukluğum,

Yağmur dolar kirpiklerime, ağlardım sebepsizce,

Buhar olurdu soluklarım, resim çizerdim pencereme,

Ellerime dolardım tutam tutam saçlarını,

Söyleyecek söz bulamazdım,

Tekrarlardım adını...


Bu yazı hakkında (yok) yoRum vaR                               Benim de yazacakLaRım vaR !


<- Sonraki Sayfa ->

Yaşamak İçin Yaşama...!



Elimi uzatıp dokunacağım kadar yakınsın bana, sesimi duyamayacak kadar uzak.. Ne seni görmeden geçiyor zaman ne de zaman seni görmeye yetiyor.. Bir zaman geliyor, görüyorum, bakıyorum.. Tam geleceğim an yanına yok oluyorsun..

CARPE DIEM'de BöLümLeR..

CARPE DIEM'de ArkaDAşlar..


> malihulya
> papis85